T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İZMİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

Haberler/Duyurular

İZMİR

P N

Tarihin en büyük şairi Homeros'un yurdu İzmir için ünlü tarihçi Heredot ''Onlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimlerinde kurdular.'' derken, Aristo öğrencisi Büyük İskender'e ''Görmezsen eksik kalırsın'' demiş, Victor Hugo ''Boynunda kolyesiyle bir prensestir İzmir'' diye bahsetmiştir.

Sultan IV.Murat’ın Bağdat Seferi sırasında kendisine yardımda bulunan ve faydası görülenleri beraberinde getirmiş ve bunlardan bir kısmına Batı Anadolu’da topraklar vermiştir. Bunlardan Abdülkerim Ağa’ya, Aliağa yöresini bağışlamıştır. Abdülkerim Ağa’nın ölümünden sonra toprakları oğulları arasında paylaşılmış ve Çelebi Bey ile Ali Ağa’ya bugünkü Aliağa yöresi düşmüştür. Ali Ağa, burada büyük bir çiftlik kurmuş ve yöre bu isimle tanınmıştır.

Eskiden Ayesefit olarak kullanılan köyün adı, köy arazisinin büyük bir kısmının balçık olması nedeniyle, Balçık Havi olarak değişmiş ve daha sonra söylene söylene Balçık Ova birleşerek bugünkü ismi olan Balçova adını almıştır.

Bayındır İlçesinin bir yerleşim yeri olarak ne zaman kurulduğu, tam olarak bilinmemektedir. Araştırmalar yörede sırasıyla M.Ö. 3000’li yıllarda Hititlerin, 700’lü yıllarda Frigya ve Lidyalıların, M.S. 900’lü yıllarda Bizanslıların, 1084 yılından sonra Selçukluların ve 1425 yılından sonrada Osmanlıların Egemen olduğu ortaya koymaktadır.

Bayraklı adı hakkında var olan söylencelerden ilki; Batı Anadolu kıyılarını kendilerine insan kaynağı olarak seçen Türk korsanlar ile ilgilidir. O dönemde Akdeniz’e hakim olan denizciler her yıl İzmir’e gelip, bayraklar açarak levent toplarlar. “Solumadan can vermek, terlemeden mal kazanmak isteyen bayrağımız altına gelsin” sözleriyle gönüllü çekmeye çalışılır. Bayraklar, günümüzdeki Bayraklı’nın bulunduğu yerde açılmakta ve gönüllüler orada yazılmakta olduğu için yörenin adı yıllar içinde Bayraklı olarak kalır.

Helenlerden çok önce Batı Anadolu'da Pelasglar ve Luvi halkı yaşardı. O zaman Bergama'nın adı Parg-a-uma idi. Perg=Berg Arapçadaki Burç anlamına geliyor, kale demektir. Uma ise, “halk” demektir. Pergamon adı ise, Helenleşmenin başlamasıyla dönüşen bir kelimedir. Bugün Bergama adı aslında ilk kullanılışı olan Pargauma'ya daha çok benzer. Bir de bazen Bergama adının Parşömen kelimesinden geldiği söylenir ama tam tersine parşömen aslında Bergama'dan gelir.

Beydağ ilçesinin coğrafi konumu yönünden doğanın zengin oluşu, insanların ilk çağlardan beri beğenisini kazanmıştır. Bu yönden Beydağ, tarihin ilk çağlarından bu yana çeşitli kavimlerin yerleşip yaşadığı alanlardan olmuştur. Dünün ve bu günün Beydağlıları, doğanın onlara bağışladığı, güzel iklim, bereketli topraklar üstünde yaşamlarını sürdürürken geleceği düşünmemişler veya düşünememişler. Bu bakımdan tarihi ile ilgili araştırma yapmak güçleşmiştir.

Bilinen en eski adı “Birun-u Abad” olan Bornova’da yerleşim Hellenistik çağda başlamıştır. İsmi Osmanlı kayıtlarında Birunabad olarak geçmiş ise de, Farsça "dış, harici" anlamına gelen "birun" kelimesinin, genellikle yer isimlerinde bir özel isimle birlikte kullanılan "-abad" takısı (İslamabad, Haydarabad gibi) ile pek uyuşmaması, Birunabad'ın başka bir ismin tahrif edilmiş veya uyarlanmış şekli olabileceğini düşündürmektedir. İsmin başlangıçta "Burunova" şeklinde geçtiği de öne sürülmüştür.

Buca adının orijini hakkındaki bilgiler ise birer hipotezden öteye gidememektedir. Kararas’ın Iconomos’tan naklen kaydettiğine göre 1235 te İzdik Devleti (Dukas Vatidis) Kralı İoyanis Lenvon Manastırı sınırlarını tesbit ettirirken Kohi denen ve Kral yolu yakınında bir yerleşme adı geçmektedir. Iconomos’a göre burası sonradan Buca adını alan yerdir. Kohi eski Yunancada bir kapalı açının iç tarafı, dibi anlamına gelmektedir. Yeni Yunancada Kohi, Gonia olmuş, daha sonra Bugia ve giderek Buca'ya dönüşmüştür.

Çeşme, şifalı sıcak suları, olağanüstü sayılabilecek kalitede kumun, güneşin ve berraklığın kucaklaştığı şirin bir tatil beldesidir. Çeşme İzmir'in 94 km. batısında, kendi adını taşıyan yarımadanın en ucunda kurulmuştur. Gemiciler tarafından küçük liman diye adlandırılmıştır. Fakat Çeşme ve civarında kaynak suları bol olduğundan ve zamanla çoğalan ve buz gibi suların aktığı çeşmelerinden dolayı da yöreye Çeşme denilmiştir. Sürekli akan bu kaynakların etrafında çeşme yaptırmak günümüzde olduğu gibi, eski geleneklerimiz arasında da yer almıştır.

Eski tarihlerde, ilçenin genel olarak bataklık ve sazlıklardan oluşması ve denize yakınlığı nedeniyle yeşil alanlara çok çiğ düşmesinden dolayı, ilk yerleşenler tarafından buraya “ÇİĞLİ” adı verildiği bilinmektedir.

Bugünkü Beylik zeytinliğinin olduğu yere Bergama Voyvodası Karaosmanoğlu bir çiftlik kurmuş ve civarlarına da zeytin ağaçları dikmiştir. Zeytin ağaçlarının dikildiği yere "Dikmelik" denir. Bir var sayıma göre Dikili sözcüğünün bu dikmelik sözcüğünden geldiği sanılmaktadır. Karaosmanoğlu Dikili'de bir çiftlik kurmuştur. Karaosmanoğlu’na ait başka çiftliklerde olduğundan bu çiftliği diğerlerinden ayırt etmek üzere zeytinlerin dikili olduğu veya dikili çiftlik denmesi büyük bir olasılıktır.

Phokaia’nın kuruluşu üzerine çeşitli görüşler vardır; Antik yazar Pausanias’a göre İzmir’in batsındaki Teos ve Erthrai’den gelenlerce kurulmuştur. Antik yazarlardan Herodot, Strabon ve Şam’lı Nikolaos’a göre ise, Orta Yunanistan’da Peloponnes Yarımadası’nda yaşayan Phokisliler, Anadolu’ya gelmişler ve bölgeye egemen olan Kyme kentinin verdiği izin ile Phokaia’yı kurmuşlardır.

IV. yüzyılın başlarında Seydiköy Aydınoğulları Beyliği zamanında “Gazi Umur Bey” tarafından, “Seyyid Mükerremüddin Zaviyesi”nin vakıfları arasında yer almış olup, XV. Ve XVI. Yüzyıllarda demografik ve ekonomik açıdan büyük bir köy konumuna yükselmiştir. Civardaki diğer yerleşmelere göre sahip olduğu bu büyüklük onu, XIX. Yüzyılın ikinci yarısından sonra nahiye merkezi konumuna getirmiştir. İşgal yıllarında tamamıyle tahrip edilmiş olmasından dolayı bir ara merkezin Cumaovası’na taşınmasına rağmen ismi değişmemiş, mübadil göçmenlerin iskanıyla yen ..

M.Ö. VII.yüzyılda bölgede kurulan Klazomenia şehrinin ismi zaman içerisinde halk dilinde Klizman şekline dönüşmüştür.1936 yılında İlçeyi ziyaret eden Vali Kazım DİRİK’in “Bu yörenin toprağı kızıl ve Kurtuluş Savaşı sırasında buralarda çok fazla şehit kanı döküldü, buranın ismi artık Kızılbahçe olsun” önerisi kabul görmüş ve Kızılbahçe ismi kullanılmaya başlamıştır. Ancak geçen süre içerisinde “Kızıl” kelimesine karşı gelişen tepki üzerine, 1954 yılında Belediyenin kuruluşu sırasında isim yeniden değiştirilerek Güzelbahçe olmuştur.

zmir'in en eski yerleşim yerlerinden Karabağlar. Yaklaşık 200 yıl önce Emrez ve Aktepe, kara üzüm bağlarıyla kaplıydı. Bölgede çok az sayıdaki ailenin bağları, çiftlikleri ve bağ evleri yer alıyordu. 1920'li yıllarda Reşat Nuri Güntekin'in romanlarına konu olan Bozyaka bağlarının, 1970'li yıllara kadar korunduğu biliniyor.

Karaburun adının nereden geldiği konusunda çok değişik görüşler ve varsayımlar mevcuttur. Çok eski dönemlerde, yarımadanın adının "Capo Calaberno" olması, fonetik olarak adın buradan değişerek geldiğini düşündürmektedir. Bir varsayıma göre ise; deniz yoluyla yarımadaya ilk varışta "Kömür Burnu" denilen mevkiin görülmesi nedeniyle, kayaların rengi esas alınarak "Karaburun" denildiği şeklindedir. Bir başka varsayım da eski Türk adlandırma usullerinde; kuzey yönünün "kara", güney yönünün ise "ak" olarak adlandırılması mantığına dayandırılmadır.

Kordelya İzmir Karşıyaka’nın eski isimlerinden bir tanesidir. Karşıyaka’nın ismi Coeur de Lion'dan gelir. Fransızca Arslan-Yürek anlamında. III. Haçlı Seferinde Aslan Yürekli Richard’ın orduları Karşıyaka’da konaklamışlar ve o zamanlar ormanlık olan bu bölgeye Aslan Yürekli Richard’ın adı olan Cordelion adını vermişledir. Coeur de Lion zaman içinde Cordelieu, Cordelion ve Kordelya ve en sonunda Karşıyaka’ya dönüşmüştür. Bugün bile Kordelya adında birçok kafe semtte bulunmaktadır.

Kemalpaşa ilçesinin tarihteki adı, Yunanca’da gelin anlamına gelen “Nif” olmuştur. İlçenin bu adı almasında yaz kış yeşillikler içinde olması, özellikle bahar aylarında kiraz ve meyve ağaçlarının çiçek açması ile bir gelin görünümünü alması etkili olmuştur. 8 Eylül 1922 günü Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün ilçede konaklaması nedeniyle Cumhuriyetin ilanından sonra adı “Kemalpaşa” olarak değiştirilmiştir.

Kınık adı kelime anlamı bakımından, tarihçilere göre “nerede olsa azizdir” anlamına gelmektedir. İlçe bugünkü adını Oğuz Türklerinin Bozoklar kolunun Kınık boyundan almaktadır.

Bölge, tarih boyunca çeşitli medeniyetlere beşiklik etmesi sebebiyle, değişik isimler almıştır. Klaos/Kleos: M.Ö.8. yüzyılda İonlar, "Kışın sert soğuktan koruyan Kışlık Barınak" anlamına gelen “Klaos/Kleos” ismi vermişlerdir. Osmanlı Döneminde, "Keles/Kelas/Kilas" ismi kullanılmıştır.Türkiye Cumhuriyeti Döneminde 1948 yılında ilçe olan Keles’e "Kiraz" adi verilmiştir.

Konak", İzmir'de sadece bir semt ya da mahalle adı olmayıp özellikle son iki yüzyıldır şehrin merkezi olmuştur. Meydan ve çevresini oluşturan alanın en önemli yapısı hiç kuşkusuz İzmir Hükümet Konağı'dır. Konak, ayrıca Saat Kulesi, Belediye Sarayı, Vapur İskelesi, Yalı Camii, Ankara Palas, Anafartalar Caddesi girişi, Askeri Kıraathane, Milli Kütüphane ve özellikle Sarı Kışla başta olmak üzere günümüze kadar ulaşabilmiş ya da geçmişin anıları içinde kalmış birçok mekânı barındırmış bir semttir.

Menderes’in tarihçesi Roma devrine kadar uzanmaktadır. Bazı kalıntıların incelenmesinden anlaşıldığına göre ilk toplu hayat Bizans devrine aittir.1071 Malazgirt savaşından evvel birçok Selçuklu Beyi, önce doğu sonra batı Anadolu’ya yerleşmişlerdir. Savaştan sonra yerleşme daha da hızlanmıştır.Rodos’un fethine çıkan Kanuni Sultan Süleyman’ın orduları bir süre Menderes’te konaklamıştır. Tertip ve düzeni burada kararlaştırmıştır. Bu sırada bölgeye Cem Ovası denildiği kayıtlardan anlaşılmıştır. 9 Eylül 1922’de İzmir ile birlikte düşman işgalinden kurtarı ..

İlçenin M.Ö. 1000 yıllarında Eoliyenlerle İonyalıların hudutlarını oluşturan bugünkü Yahşelli Köyü civarında kurulduğu, M.Ö. 263-241 yılları arasında da Asarlık Köyü civarına nakledildiği söylenmektedir. 79 yıl Osmanlı idaresinde kalan Menemen l7 Mayıs 1919 yılında Yunanlıların işgaline uğramıştır. Kaymakam Kemal Bey' i şehit eden Yunanlılar Menemen'de 3 yıl 3 ay 16 gün kalmışlardır. 9 Eylül 1922 de Fahrettin Paşa komutasındaki Türk Süvari Birliği Ordusu Menemen'i Yunanlılardan kurtarmıştır. 9 Eylül, Menemen'in Kurtuluş Günü olmuştur.

Narlıdere'nin ilk yerleşimi ile ilgili sağlıklı bilgiler bulunamamakla birlikte, İzmir tarihinden ayrı düşünemeyeceğimiz bölgenin Hitit yazıtlarına göre M.Ö. 2000'lerde Luvilerin egemenliği altında olduğu bilinmektedir.1425 yılında Sultan II. Murat tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.15 Mayıs 1919 ile 9 Eylül 1922 yılları arasında Yunan işgaline uğrayan bölge 12 Eylül 1922'de Albay Çolak İbrahim ile Yüzbaşı Kemal Bey tarafından tamamen düşmandan temizlenmiştir.

Ödemiş ovasısındaki en eski insan kültürü günümüzden 13 bin (M.Ö. 11 bin) yıl önceden kalma Konaklı Beldesi’nin 700m. Güneydoğusundaki Soğukluk Deresi’ndeki kanyonda bulunan kaya altı sığınandaki şematik kazıma figürlerdir. Prehistorik(tarih öncesi) devrin, paleolitik (eskitaş) dönemi sonlarında yapılmış olan ve dinsel bir ayini ifade eden bu figürler, aynı zamanda Batı Anadolu’daki en eski insan kültürünü de ortaya koyar. Ödemiş ovasının yerleşim tarihi geç kalkolitik(madentaş) çağından başlamaktadır.

Seferihisar ilçesi topraklarında en eski yerleşim yeri Teos olup,burasının M.Ö. 2000 yıllarında Akalardan kaçan Giritliler tarafindan kurulduğu ve Karyalılarin bir kenti oldugu bilinmektedir.Böylece yöreye 4000 yıldan bu yana yerleşildiği söylenebilir.

Selçuk’un tarihçesi Efes Antik Kentinin kuruluşu olan M.Ö. 6000 yıllarına yani Neolitik Dönem’e kadar inmektedir. Doğu ile batı arasında önemli bir kapı durumunda olan Efes önemli bir liman kenti idi. Bu konumu ile Efes, çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlayan Efes 250.000 kişilik nüfusuyla dünyanın dört büyük kentinden biriydi.

Tire bundan 5000 yıl önce ön Asyanın ilk yerleşik kavmi olan Pelasgların üç kabilesi tarafından kurulmuştur. Şehrin ismi tüm Hint-Avrupa dillerinde üç anlamına gelen ''three'' kelimesinden gelmektedir.Hititlerden önce Tire şehri vardı ve yaşayanlar Pelasglar, Luwiler, Meonyalılar ve Turşalardı. Turşaların yani Tirelilerin 150 savaş arabasıyla Kadeş savaşında (İ.Ö. 1285) Hititlerin yanında savaştıklarını Hattuşa (Boğaz-köy) arşivlerinden öğreniyoruz. Bölgeye Pelasglar ana tanrıçalarının isimlerini vererek ''Asia'' demişlerdir.

Bugünkü Torbalı Küçükmenderes havzasında verimli topraklar üzerinde kurulmuş olup ; Ephessos (Selçuk), Smyrna (İzmir), Kolophon (Değirmendere), Nation (Ahmetbeyli) ve Nif (Kemalpaşa) antik kentleri arasında kalan bölgede MÖ. 3000 yıllarında ilk yerleşim gerçekleşmiştir. Metropolis kentiyle birlikte M.Ö. 2500 yılında Hititler zamanında yörenin geliştiği, MÖ. VII. yy da Lydia zamanında en parlak çağını yaşadığı anlaşılmıştır.

İzmir İlinin Batısında, kendi ismini taşıyan yarımadanın merkezinde bulunan Urla’nın tarihi antik çağlara dayanır. Bölge Kent devletlerinden sonra sırasıyla Pers-İskender, Roma ve Bizans imparatorluklarının hâkimiyeti altına girmiştir. Bu dönemde sırasıyla Büyük Selçukluların, Anadolu Beyliklerinin, Anadolu Selçuklularının ve Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyeti devam etmiş, Birinci Dünya Savışında üç yıl işgal altında kalarak 12 Eylül 1922’de Türkiye Cumhuriyetinin idaresine kavuşmuştur.